DAEŞ mi dediniz?

Teröre anlam vermek her zaman zor. Ama Sri Lanka’da geçen pazar günü Hıristiyanlara yapılan korkunç katliamı anlamak, çok daha zor. Zira ülkede Müslümanların Hıristiyanları hedef alması için hiçbir sebep yok. Tarihte iki grup arasında hiçbir zaman çatışma olmamış. Dahası, hep aynı kaderi paylaşmış, birlikte mağdur olmuşlar.

Bu da, saldırıyı üstlenen DAEŞ’in ipliğini iyice pazara çıkardı. DAEŞ gerçekten kafamızdaki şey mi?

Sri Lanka’daki gariplik

Terör, hep var olan bir çatışma ya da ayrışma üzerine kurulu olmuştur. Mesela: Paris’te Ocak 2015’te yapılan Charlie Hebdo saldırısını El Kaide; aynı yıl kasımda peş peşe yapılan saldırıları da DAEŞ üstlenmişti. İkisinde de teröristlerin ağırlıklı olarak kuzey Afrika kökenli Fransız vatandaşı olmaları ise tesadüf değil. Başkent Paris başta olmak üzere Fransa’da şehirlerde gettolaşma had safhada. İşte terörü körükleyen de, kendi içlerindeki bu ayrışma.

Ancak Sri Lanka’da farklı bir durum var. Ülke tarihinde Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında hiçbir zaman ihtilaf olmamış. İki grup da ülkeye 30 yıl boyunca hakim olan ve 10 yıl önce sona eren iç savaş döneminde, Tamiller tarafından zaman zaman zulme uğramışlar.

Dahası, Sri Lanka İngiliz sömürgesi iken ve 1948’de bağımsızlığına kavuştuğundan bu yana iki grup da “Batı emperyalizminin parçası” olarak görülmüş. Bunun sebebi, Müslümanların ve Hıristiyanların ülkedeki tüccar sınıfını oluşturmaları. Bu da bu iki grubu kaderdaş yapmış.

Yerel-küresel

Şimdi, hükümetin katliamın faili olarak gösterdiği yerel Ulusal Tevhid Cemaati’nin (UTC) saldırıyı üstlenen DAEŞ’le koordineli hareket ettiği üzerinde duruluyor. Ancak bu, oldukça şaibeli.

Her şeyden önce, yakalanan faillerin hepsi de Sri Lanka vatandaşı. Saldırıda da, iç savaşın aktörü Tamil Kaplanları’nın ana yöntemi olan intihar bombalarını kullanmışlar. DAEŞ’le organik bir bağlarının olduğunu veya örgütten emir ya da para aldıklarını gösteren hiçbir delil de yok. DAEŞ’in yayınladığı, faillerin örgüt için yemin ettiklerini gösteren videoda ise sadece birinin yüzü görülüyor.

***

Kısacası, söz konusu olan tamamen yerel olup, yerel hareket eden ancak küresel iklimden beslenen bir örgüt. Ülkenin Hıristiyanlarını hedef alması için de hiçbir sebep yok. UTC gibi yerel radikal gruplar DAEŞ gibi küresel örgütlerle iletişim halinde oluyorlar ve onun saldırılarından, ideolojisinden esinleniyorlar. Ancak bu, saldırıdan DAEŞ’in haberi olduğu anlamına bile gelmiyor.

DAEŞ nedir?

Bu durumda DAEŞ’in ne olduğunu artık sorgulamak gerekiyor. Zira bu artık iyice muğlaklaştı. Bir yandan, dünyanın herhangi bir yerinde kendini dışlanmış hisseden ve DAEŞ’le hiçbir bağlantısı olmayan biri, dini bahane ederek örgütün adını kullanıp eylem yapabiliyor. Zaten bu yüzden örgütle Irak ve Suriye’de mücadele etmek de çok işe yaramıyor. Hatta aksine örgüt buralarda alan kaybettikçe, dünyanın diğer yerlerinde eylemlerini artırıyor.

Diğer yandan da, yerel radikal grupların esin kaynağı işlevi görüyor. Bu da birçok odağın örgütün ismini kullanarak eylem yapmasına kapı aralıyor. Hem de sonuna kadar...
İşte tüm bunların ışığında, DAEŞ için gerçekten somut bir terör örgütü diyebilir miyiz? Yoksa gitgide salt bir ideolojiye dönüşen bir rüzgâr mı? Kullanışlı bir maşa mı?

***

Son olarak: Terörü tanımlarken “İslam” kelimesini tüm dünyanın acilen dilinden kaldırması gerekiyor. “İslami terör” ya da “radikal İslam” diyerek terörle İslam ilişkilendiriliyor. Bu ise bu dinin mensuplarını ötekileştirmekten ve terör örgütünün taraftarlarını artırmaktan başka bir işe yaramıyor. Ki konunun İslam’la hiçbir ilgisinin olmadığını eklemeye herhalde gerek yok.