Bir gazeteden ötesi...

Bugün 69. kuruluş yıl dönümünü kutlayan MİLLİYET’in bir parçası olmanın onurunu yaşarken, bu uzun sürede ülkede ve dünyada ne çok şeyin değiştiğini düşündüm. Ve MİLLİYET’in hiç sönmeyen meşalesinin sıcaklığında anılara daldım. Öncelikle de 38 yıl önce MİLLİYET’in Cağaloğlu’nda Nuruosmaniye Caddesi’ndeki eski binasının kapısından içeri girdiğim güne. İç dünyamda iki farklı duygu esiyordu:

Gurur ve endişe...

Gururluydum, çünkü; yayın hayatına girdiği 3 Mayıs 1950 tarihinden başlayarak doğru haberleri ve sorumlu yayıncılık anlayışıyla haklı olarak basında güven madalyasıyla taltif edilen, sporda liderliği asla tartışılmayan, keza dış haberler, ekonomi ve kültür-sanat gazeteciliği, sayfalarıyla yenilikçiliğin öncülüğünü yapan, bunun yanı sıra gazetecilik faaliyetiyle hayatın her alanına sosyal ve kültürel gelişmeye katkıda bulunma sorumluluğu taşıyan, dahası Çanakkale Abidesi’nin inşasından Zap Suyu’na köprü yapılmasına kadar birçok sosyal sorumluk projesine damga vuran MİLLİYET’in kapısındaydım. Yani 1976’da bir Ankara gazetesinde (Flaş Ankara) mesleğe adım atmış genç bir gazeteci olarak Babıali’de böyle bir marka gazeteye, daha doğrusu okula gelmekle hayalimi gerçekleştiriyordum... Artık devler ligindeydim ve bu ligde her zaman başa oynayan MİLLİYET’in kadrosundaydım...

Endişeliydim, çünkü; o kadroda 1979’da katledilen Abdi İpekçi’nin yakın arkadaşları olan ve bugün Allah ömür versin Sami Abimiz (Kohen) dışında hiçbiri artık yaşamayan Turhan Aytul, Doğan Heper, Hasan Pulur, Mehmet Ali Birand, Namık Sevik, Orhan Tokatlı, Orhan Duru, Metin Toker, Teoman Erel, Mete Akyol, Güngör Gönültaş, Örsan Öymen, Vasfiye Özkoçak, Halit Çapın, Nilüfer Yalçın, Bedri Koraman, Altan Erbulak ve isimlerini burada yazamadığım nice ustalar, efsaneler vardı. Dolayısıyla da böylesine dev markalar arasında ötelenmek, oyuna hiç dahil olamamak gibi riskler söz konusuydu... Tabii kapıdan girene kadar. Zira ustalarla tanıştıkça ve günler geçtikçe anladık ki MİLLİYET gazete ve okul olmasının ötesinde hiç sönmeyen meşalesinin ısıttığı sımsıcak bir yuvaydı aynı zamanda. Ve o yuvada, eskiye ve geleneklere olduğu kadar, yeniye de sahip çıkma adına ne ararsan vardı. Her köşesi de sevgi, saygı ve paylaşma üzerine kurguluydu... O nedenle, hiç zorlanmadan bu büyük ailenin bir parçası olduk. O günden bu yana geçen zamanda da tüm aile fertlerimizle beraber bazılarında bizim de imzamızın bulunduğu sayısız haberlerle, yazılarla ülke gündemine damga vurduk, vuruyoruz. Bu arada, ilkler ve süreklilik geleneğini sürdüren MİLLİYET, internet gazeteciliğinin de öncüsü oldu ve bugün lider konumunda. Şimdilerde de dijital gazetecilik alanında çok kapsamlı ve farklı yeni açılımlar içinde... Yine sosyal sorumluluk projelerinde de hız kesmeyen ve düzenlediği kampanyalarla kız çocuklarının okullaşmasını sağlayan MİLLİYET, son olarak daha geçenlerde Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde okuyan 35 bin öğrenciye spor malzemesi desteği projesini hayata geçirdi.

Yani MİLLİYET’in, 69 yıl önce başlattığı, sadece haber, yorum fotoğraf veren bir gazete değil, yenilikçi ama bir o kadar da gelenekçi kimliği ve de sosyal duyarlılığıyla toplumun sesi, daha doğrusu ta kendisi olma yürüyüşü devam ediyor. Tabii ilkeleriyle kutup yıldızımız olan Abdi Bey ile yitirdiğimiz ustalarımız ve patronumuz Erdoğan Bey’i unutmama, unutturmama kararlılığı da... Bu da en çok artık ağır abiler sınıfına giren bizleri mutlu ediyor... Sen çok yaşa MİLLİYET... Ailemize, ülkemize ışık ve sıcaklık veren meşalen asla sönmesin...