Depresif Z kuşağı popu

Los Angeles çıkışlı 17 yaşındaki müzisyen ve şarkıcı Billie Eilish “pop noir” tadındaki ilk albümüyle yakaladığı başarı sayesinde şu an dünyanın en tanınmış ergeni olabilir.

Billie Eilish’i tanımıyor musunuz? E normal çünkü Z kuşağı değilsiniz. Ve yaşlısınız (25 bile yaşlı artık hızla değişen dünyada). Z kuşağının hayatı aslında çok basit. Onlar bir geçiş döneminde değiller. Dijital devrim falan onlar için bir şey ifade etmiyor, çocukluklarından itibaren (1990’ların sonunda 2000’lerin başında doğanlara Z kuşağı deniyor) zaten her şey dijitale geçmişti. Müziği, filmi dizileri, stream ettiler. Sizin seyrettiğiniz televizyonu hiç seyretmediler (NME’nin röportajında evindeki televizyonu akvaryuma çevirdiği belirtilmiş). Hayatlarında her zaman akıllı telefon vardı. Gazete okumadılar. Kitapları cep telefonundan ya da dizisi filmi çekildiği kadarıyla bildiler. Sizin için “yeni” olan her şeyin içinde doğup büyüdüler. Dolayısıyla sizin geçiş dönemi sorunlarınız onlar için mevcut değil. Enerjilerini ve dikkatlerini uyum sağlamaya değil başka şeylere harcayabiliyorlar.

Depresif Z kuşağı popu

Hayli karamsar hikayeler

Bugünün ergen dünyasının lideri olmaya aday Billie Eilish ve müziği bunlar ve daha pek çok nedenden hiç de sizin ya da benim çocukluğumdaki pop starlarınkine benzemiyor. Eilish kendi kuşağının ve zamanının karanlık, içe dönük halini tavrını yansıtıyor. Haksız da değil. Eilish’in yaşadığı dönem tarihin neredeyse en berbat dönemlerinden biri olarak kayıtlara geçiyor. Siyaseten tıkanmış, tüketime boğulmuş, çevre sorunlarını çözemediği gibi bu konudaki isteğini çoktan kaybetmiş, kendini totaliter ideolojilerin ve vahşi kapitalizmin kucağına bırakmış, ırkçılığın hortladığı, adaletin yok olduğu, giderek vandallaşan, barbarlaşan, insanoğlunun bugüne kadar edindiği bütün hümanist ve kültürel birikimi heba etmeye and içmiş bir çağdaşlık gördüler.

Şarkılarında kişisel ama hayli karamsar hikayeler anlatıyor Eilish. Karamsarlığı hayal aleminde yaşamaktan değil, işte bu gerçeklerle ilgili olmasından. “Ergenler içinde yaşadıkları ülkeyi ve toplumu herkesten daha iyi tanıyor” diye konuşuyor. Kim itiraz edebilir ki şahane bir bakış açısı ve saptama…

Sıra dışı bir sound

Eilish Los Angeles’ta ailesi tarafından evde eğitilmiş. Annesi ve babası (Maggie Baird, Patrick O’Connell) aktör. Okula gönderilmediğinden ve evde eğitildiğinden yaşıtlarına pek benzemiyor. Zihni, hayal alemi farklı yerlerde. Bu durum belli ki hayata dışardan bakma yeteneğini geliştirmiş. Müzik, ağabeyi Finneas’a emanet. Bu bir major label albümü (Interscope’tan yayınlandı) ancak küçük bir odada ev stüdyosunda hazırlanmış. Sound basit, net. Ama sıra dışı. Yer yer kulaklığınızda ya da dinlediğiniz cihaza bağlı hoparlörde distrotion etkisi yaratan baslar var. Ayralarınızla oynamayın. Bu şekilde tercih edilmişler. Ancak sound olarak maksimal bir şey beklemeyin. Eilish’in vokali her şeye rağmen klasik. Minimalist, ultra modern pop sound’u bu vokali farklı etkilerde ve derecelerde öne çıkarmak için kullanılıyor. Mesela albümün kapanışındaki “goodbye”da vokal, bas ve biraz da keyboard dışında bir şey yok. Bu şarkı albümün belli bir bölümüne hakim “Lana Del Rey” etkisinin açık bir örneği. “Bad Guy”, “All the Good Girls Go to Hell”, “My Strange Addiction” “Bury a Friend” albümün standart popa en yakın şarkıları. “8”, off-beat anlayışında bir balad. Son üç şarkı itibarıyla ise Eilish bambaşka sulara giriyor. Tamamen minimal vokaller ve minimal müzik sanırım bir sonraki aşamada müziğin nereye gideceğinin bir işareti. Eilish’in müziği klasik vokal/piyano anlayışına çok uygun. Bunu işaretlerini Eilish’in BBC 1 için katıldığı canlı kaydedilen akustik performansta görebiliyoruz. Eilish kendi kuşağının hikayelerini eğlenceli olma saplantısından uzak bir dille gerçekçi bir bakışla anlatan yeni nesil bir star. İlk albümüyle yakaladığı büyük fırsatı ve şöhreti nasıl kullanacağını zaman gösterecek.

Hayatın karanlık yüzüne dair

Müziğini sinemadaki “film noir” kavramına göndermeyle “pop noir” olarak tanımlayanlar var. Şarkılarında anlattığı hikayeler aynı bir film noir’da olduğu gibi insanın ve hayatın karanlık yüzüne dair. Gerçekçi, çoğu zaman acımasız. Pop dünyasında 17 yaşındaki bir kızdan pek beklenmeyen hikayeler.