Rusya ile sınanmak

Hafta içinde SETA’nın iki değerli araştırmacısı Doç Dr. Kılıç Buğra Kanat ve Dr. Kadir Üstün ile İbn Haldun Üniversitesi’nde (İHÜ) ABD ile ilişkilerin S-400 ve F-35 krizlerinden sonra içine girdiği kritik dönemeci tartışma imkânımız oldu. Kılıç ve Üstün’ün verdiği güncel bilgiler ve analizlerden çıkartılacak sonuçların başında, ikili ilişkilerin Irak’ın Kuveyt işgalinden bu yana içine girip-çıktığı belki de 10’a yakın krizi atlattığı gibi, S400/F-35 anlaşmazlığını da çok fazla şey kırılıp dökülmeden atlatacağı var.

Her iki uzman gibi, beni de kaygılandıran sadece denklemde iki inatçı bilinmezin Trump ve ulusal güvenlik danışmanı John Bolton’ın varlığıdır. Trump’ın tecrübesizliği ile dakikası dakikasına uymayan kararsızlığı-değişkenliği onu uluslararası ilişkilerde güvenilmez kılıyor. Bolton’dan kaynaklanan sorun ise, dünyayı kana ve ateşe boğacak ve sonunda Mesih’in belirmesini sağlayacak nihai savaş (Armagedon/Mahşer) için azimli ve kararlı görünmesidir. Bu şahıs bu görevde durdukça ne Trump ne de insanlık rahat yüzü göreceğe benziyor.

İHÜ’deki toplantıda ben, Türkiye’nin, çıkartılmadıkça ne NATO üyeliğinden ne de AB ile tam ortaklık müzakerelerinden çekilmesinin beklenmemesi; ancak NATO’ya katılmamızda temelsiz bir Stalin tehdidinin; AB görüşmelerde ise 56 yıldır devam eden bir oyalamanın çok düşündürücü olması gerektiğini söyledim. Bu görüşü nerede ifade etsem, doğal reaksiyon, bazen olumlayarak, bazen ret ederek, “Peki Batı’dan kopalım da nereye girelim?” sorusunun sorulması oluyor. Bunun devamı da bir başka soru: “Rusya ile ortaklığa mı?”

1968’lerin eğitimini “tam bağımsız, gerçekten demokratik Türkiye” sloganının haykırıldığı sokak gösterilerinde tamamlamış bir mensubu olarak, uluslararası alanda ABD’nin yerine Rusya’yı koyma fikrini ret edenleri çok iyi anlıyorum. Türkiye’nin batı ekseninden kopmayacağı fikrine sadece bir gözlem olarak değil, fakat bir gelecek tasavvuru olarak da katılıyorum. Bu tasavvurun oluşmasında, benim kuşağım ve önceki nesil açısından önemli bir faktör de Rusya’nın tıpkı ABD gibi fazla büyümüş ve hegemonik güç olma potansiyeline sahip bulunmasıdır. Rusya’nın da tıpkı ABD gibi ne kalıcı dostlukları vardır ne de düşmanlıkları. En koyu bir ideoloji ile ve “Sovyetler Birliği” adıyla yönetildiği zamanlarda bile Rusya sadece ulusal çıkarları ile hareket ediyordu. ABD ne kadar ittifakına ve dostluğuna güvenilir ise, Rusya da o kadar güvenilir bir uluslararası aktördür; karşısındaki ülke bunu bilir ve buna göre davranırsa daha kârlı çıkar.

İki haftadan beri bu kanıyı kanıtlayan bir dizi olay oluyor. Önce Putin, İsrail ve ABD karşısında, İran’ı korumayacağını, “Rusya her yangını söndürmekle görevli itfaiye mangası değildir” sözleriyle ifade etti. İdlib’ten yeni dönen TRT ekibindeki Gökhan Gökçe’nin bir sohbette araçlarının yakınında patlayan bir Suriye bombasının canına kıydığı aileye ilişkin sözleri ise Rusya’nın güvenirliğine (!) bir diğer kanıt oldu.

Sonuç? Onu siz çıkartacaksınız.