Güzel şeyler

Hafta sonu biraz da “güzellikler üzerinde sörf” yapalım.

Önce...

Barcelona-Liverpool maçını izledim ekrandan.

Tam bir şölendi.

Liverpool İngiltere Premier Lig’inin parlayan yıldızı.

Orada oynayan Muhammed Salah bir maestro.

Muhammed Salah dünyanın en etkili 100 ismi arasında gösteriliyor.

İslamofobi’nin tırmandığı Avrupa’da Mısır kökenli bu Müslüman oyuncu sihirli ayakları ötesinde sempatisi ve tevazuu ile çok seviliyor.

Ön yargıları kıracak simgelerden biri olabilir.

Barcelona maçında gol atamadı ama sürati, baletlerin “piruet” denilen kendi etraflarındaki o hızlı ve zarif dönüşleri yaparak çalımlarıyla hayranlık üretiyordu.

Topu her aldığında iki yanında ve önünde üç Barcelonalı tarafından sarıldığını da belirteyim.

.....................

Barcelona, sonuçta Barcelona’dır.

Dünya devi...

Ve bu takımdaki, bütün zamanların en iyi topçusu olmaya aday Messi müthişti.

Oynadı, oynattı, asistler yaptı ve bombaladı.

İlk golü zaten kendisi hazırlamış, “al ve at” dercesine topu adeta sunmuştu.

Top direkten döndü.

Messi ağlara gönderdi.

İkinci gol ise 34 metreden ters köşeye hedeflenmiş, milim şaşmadan isabet kaydeden “Tomahawk füzesi”ydi.

O kısacık bacaklar nasıl füze rampası gibi fırlatabiliyor?

31 yaşındaki bir Messi sahanın her yerindeydi.

En çok ve en etkili koşuları yapıyordu.

Barcelona sıfıra karşı fark yaptı.

Rövanşta Liverpool’un bu handikabı aşması neredeyse imkânsız.

Ama...

Bu kadar ağır yenilgiyi hak etmedi.

Şanssızlığı “Messi faktörüydü.”

......................

Türkiye takımları acaba bunlardan hangisini model almalı?

Bana göre ne o, ne bu...

Gençlerle harikalar yaratan Ajax’ı...

İKİ “FINAL FOUR”

ARDINDAN hemen kanal değiştirip “Anadolu Efes-Barcelona” basketbol maçına geçtim.

Anadolu Efes 10 sayı öndeydi.

Ne güzel...

Ve...

Bir yandan yüzümde geniş bir tebessüm, öte yandan mideme kramplar girercesine heyecan kasılmaları.

Dakikalar geçmek bilmiyordu.

Basketbol futbol gibi değil.

Kronometre sadece top oyundayken işliyor.

Takımlardan biri öyle fazla top çevirebilmek ve zaman kazanmak lüksüne sahip değil.

Oyuncu değişikliğinde sallana sallana saha çizgisine yürüyüp zamana oynamak da olmuyor.

Saniyelerin en uzun hissedildiği spor dalı.

Maç bittiğinde ciğerlerimdeki tüm havayı boşaltırcasına bir “ohh” çektim.

Anadolu Efes Barcelona gibi bir Avrupa kodamanını devirerek 17 yıl sonra final four’a kaldı.

Baş antrenör Ergin Ataman’ı ve oyuncularını kutluyorum.

Ayrıca...

Anadolu Efes’e yıllardır yatırım yapan Başkan Tuncay Özilhan ve başında bulunduğu kurumu da alkışlıyorum.

Şimdi ilk kez final four’da iki Türk takımı karşılaşacak.

Sonuç...

Hangisi yenerse final oynayacak.

Ya Anadolu Efes ya Fenerbahçe...

Bu kez de bir Türk takımının final maçını izleyeceğiz.

Belki de -inşallah- şampiyonluğunu.