Baş olmak

Baş olmak


Boşuna dememişler, baş ol da ne başı olursan ol diye. Şimdi bunu nereden çıkardın demeyin. Hele hele 6-0’lık, 4-1’lik skorlar varken, başka yazacak şey yok mu demeyin? Hele hele birbirini yeren, dalga geçen, tatlı - sert ayıp bir sürü fıkralar aktüel iken...
Gelelim konuya... Şimdi soruyorum? Bir spor kulübünün ne gibi spor dalları vardır. Sayalım; tenis, atletizm, golf, yelken, voleybol, basketbol vs.. ve de futbol... Peki böyle bir spor kulübünün başkanı bütün bu dalların da başkanı değil mi? Öyleyse niye bizdeki kulüp başkanları sadece futbol başkanı. Bizim bildiğimiz futbolun başında bir sorumlu menajer ve bir de teknik direktör vardır. Peki öyleyse bizim başkanlar niçin yalnızca futbola endekslenmişlerdir. Her maçtan sonra neden sayın başkan yorum yapar, tenkit yapar, hakemi eleştirir, oyuncuları sorguya çeker ve daha neler neler. Çünkü o popülisttir, politizedir, yenilginin de galibiyetin de sözcüsü odur. Anlayacağınız futbol menajeri istim gibidir sonradan gelir. Bu başkanların tuhaf bir alışkanlıkları da var. Eski başkan olduklarında da nedense futbol onlardan sorulur. Öyle zaman gelir ki, yenileri yermek, sanki onların görevleridir. Baş sayfadan düşmemek için ellerinden geleni arkalarına koymazlar. Avrupa’da ise futbol taraftarı medya krallığı olmasa belki de Berlusconi’nin başkan olduğunu bilmez. O futbolun menajerini ve teknik direktörünü tanır. Yani sözün kısası orasını burasını bilmem bizde "soğan başı da olsa ne başı olursa olun" boşuna dememişler... Bir hikmeti vardır diye..