28 Subat’la yüzleşilmedi

Rodrik, “Çetin Doğan,28 Şubat sürecinde bulunduğu konum yüzünden bazı kesimlerden çok tepki aldı ve düşman olarak görünmeye başladı. Bu, imal edilmiş darbe, cami bombalama, uçak düşürme gibi iddiaların kabul görmesine yardımcı olur diye düşünüldü belki de. Ancak, 28 Şubat’la sorunu olanlar, Çetin Doğan’la 28 Şubat tartışmasına girsinler” diyor

Rodrik, “Çetin Doğan, 28 Şubat sürecinde bulunduğu konum yüzünden bazı kesimlerden çok tepki aldı ve düşman olarak görünmeye başladı. Bu, imal edilmiş darbe, cami bombalama, uçak düşürme gibi iddiaların kabul görmesine yardımcı olur diye düşünüldü belki de. Ancak, 28 Şubat’la sorunu olanlar, Çetin Doğan’la 28 Şubat tartışmasına girsinler” diyor

Foreign Policy dergisinde önceki hafta yayınlanan makalenizde, “Davanın sonunda ortaya dökülecek şeyler, yargının itibarını yerle bir edecek, hükümeti felaketin suç ortağı gösterecek, liberal entelijensiyanın inancını sarsacak ve Türk siyasetinin askerden arındırılması sürecini geciktirecek” dediniz. Şu ana kadar bulduğunuz kes-yapıştırlar, sizce bu dava için herkesin “yanılmışız” diyeceği bir kanıt mıdır?
Balyoz belgelerinin gerçek olmadığına işaret eden bir yığın ipucu var. Ama bunlara girmeden önce, herkesin üzerinde anlaşması gereken bir husus bulunuyor: Suçlanan kişiden suçsuzluğunu ispat etmesi istenemez. Bir suçlama yapıldığı zaman bu iddiaları kanıtlamak iddia makamına düşer.
Bunun gerektirdiklerini biraz düşünelim. İddiayı yapanların Balyoz darbe planlarının gerçek olduğunu ispat etmesi gerekiyor. Elinizde orijinal bilgisayarlar ve hard disklerinin imajları yok. Çetin Doğan’ın imzası yok. Çetin Doğan’ın kendine atfedilen eylemlerle ilişkisi olduğuna maddi kanıt teşkil edebilecek şahit, parmak izi gibi hiçbir şey yok.
Orijinal olduğu iddia edilen CD ve DVD’ler var, ama bunların kayıt tarihlerinin değiştirilebilmesi, içeriğindeki dosyalarda ekleme ve çıkarma yapılması o kadar kolay ki, yargı önünde kanıt teşkil edebilmeleri mümkün değil.

Uzmanlara sordum
TÜBİTAK’tan ya da başka bir uzman kurumdan bu CD ve DVD’lerin kesin olarak iddia edildiği tarihlerde ve kişiler tarafından yazıldığı sonucuna varan raporların çıkmış olduğuna hiç ihtimal vermiyorum. Ben bunları havadan söylemiyorum.
Dijital kanıtların yargıda değerlendirilmesi konusunda Amerika’da deneyimli teknik uzmanlardan aldığım bilgiler ışığında söylüyorum.
Öte yandan bu belgelerin nereden, nasıl elde edildiği ve (varsa) orijinallerinin tahrif etmek amacıyla sızdırılmadıkları konusundaki şüpheleri giderecek hiçbir bilgi yok.
Bu belgeler gerçekse, niye planlanan eylemler yürürlüğe sokulmadı sorusuna da bir cevap yok. (Hilmi Özkök, Balyoz diye bir plandan haberi olmadığını açıkladığına göre, bilmediği bir şeyi önlemiş olamaz.)

1. Ordu semineri
Gerçekliği tartışılır olmayan bir tek şey var, o da 1. Ordu’da Mart 2003’te yapılan bir plan seminerinin ses kayıtları. Bu kayıtlardan Çetin Doğan’ı suçlu göstermek için cımbızla seçilmiş bölümler dahi orada olanın bir darbe hazırlığı olmadığını gösteriyor.
İleri bir tarihte gerçekleşebilecek bir savaş ve iç yansımaları durumunda yapılacaklar görüşülüyor. Toplantıda Kara Kuvvetlerinin ve Genelkurmay’ın gönderdiği gözlemciler var ve kendi raporlarını yazıyorlar.
Ses kayıtları Çetin Doğan’ın emriyle yapılmış. Bir darbe hazırlığı varsa, bunun böylesi geniş katılımlı bir toplantıda ve kayda almak suretiyle provası yapılmış olabilir mi? Bu soruları da iddia makamlarının cevaplandırması gerekiyor.
Tüm bu sorulara tatmin edici cevaplar verilemediği taktirde, bu sürecin bir iddianame aşamasına dahi gelmemesi gerekir.

‘Planlar’ çelişkili
Bloğu takip edemeyenler ve bu konuyu karmaşık bulan okurlar için çok net yanıtlar mısınız; size bu davanın bir hata olduğunu düşündüren en önemli kanıtınız ne?
Darbe planları içeren belgelerde o kadar çok tutarsızlık, çelişki ve yanlış var ki bunları sıralamak sayfalar alır. İlgilenenlere blogumuza bakmalarını tavsiye ediyorum (. com/).
Sadece bir kaç örnek vereyim. Belgeler, ceşitli hükümet programlarından tutun da 12 Eylül bildirilerine kadar değişik kaynaklardan birebir alıntılardan oluşmuş birer derleme şeklinde düzenlenmiş. Bunlardan en çarpıcısı 2005 yılında. Yani Balyoz Harekât Planı’ndan üç sene sonra ilk defa bir ekonomi kongresinde sunulan bir tebliğden tıpatıp alıntılar. Anlaşılan bu darbeciler hem tembel, hem de müneccim.
Bir başka müneccimlik örneği, AKP hükümetinin çok daha ileri bir tarihte giriştiği bazı uygulamalarının, Balyoz Güvenlik Harekât Planı’nda açıkça yer alması. Mesela, planın gerekçesi anlatılırken AKP iktidarının muhalif medyayı mali denetim yoluyla baskı altına alarak susturduğundan bahsediliyor.

Var olmayan şube
Halbuki AKP iktidarının Doğan grubu ile ilişkisi Balyoz planının hazırlandığı iddia edilen 2002-2003 döneminde gayet iyiydi. Vergi denetimi ve mali cezalar 2008’den sonra gündeme geldi.
Bir de askeri yazışma kurallarına uymayan veya TSK’nın çalışma şekilleriyle çelişen bir yığın şey var. 1. Ordu Karargâhı’nın “Plan ve Eğitim Şubesi”nden çıktığı belirtilen bir belge var, ancak 1. Ordu Karargâhı’nda böyle bir şube yok.
TSK’da “Balyoz Sıkıyönetim Komutanı” gibi bir sıfat, bir belge altına hele daha sıkıyönetim ilan edilmemişken konulmaz. Bir Hava Harp Akademisi komutanının Oraj planında olduğu gibi Konya’dan ya da Diyarbakır’dan uçak kaldırması mümkün değildir. Ve bir sürü şeyler daha. Okuyucuları gene blogumuza davet edeceğim.

Çetin Doğan-Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral Hilmi Özkök arasındaki diyalogda bizlerin anlayamadığı ama sizin anlayabildiğiniz bir şifre var mı?
Hayır.

Siz Doğan’ın, Özkök’e sorularından sonuç olarak ne çıkardınız? Sizce Doğan Özkök’e ne demek istedi?
Bence Hilmi Özkök’ün “Ben Balyoz konusunda bir şey bilmiyorum” demesiyle konu kapanmıştır. Özkök’ün suskunluğunu başka şekilde yorumlayıp, Çetin Doğan ve diğer komutanların hazırladığı bir darbeye engel olduğu şeklinde sonuçlar çıkaranların kafalarındaki senaryoları gözden geçirmeleri gerekiyor.

28 Subat’la yüzleşilmediİmal edilmiş bir darbedir
Sizce bunlar Çetin Doğan’ın başına neden geldi?
Çetin Doğan, 28 Şubat sürecinde bulunduğu konum yüzünden bazı kesimlerden çok tepki aldı ve düşman olarak görünmeye başladı. Bu, imal edilmiş darbe, cami bombalama, uçak düşürme gibi iddiaların kabul görmesine yardımcı olur diye düşünüldü belki de.
Henüz Türkiye 28 Şubat’la yüzleşmiş değil. Bu yüzleşmenin gerçekleşmesi gerektiğine, bir ordu için neyin meşru neyin olmadığının sınırlarının daha iyi çizilmesi gerektiğine inanıyorum. Ancak, 28 Şubat’la sorunu olanlar, Çetin Doğan’la 28 Şubat tartışmasına girsinler.
Canice planlar uyduranlara olgular ve kanıtlar ne olursa olsun koşulsuz destek vermekle yanlış amaçlara hizmet ettiklerinin bilincinde olsunlar.
Eğer siz gerçekten adalet peşinde iseniz, oyunu adalet ilkelerine göre oynamak zorundasınız. Yok, eğer “bu Paşa mutlaka darbe yapmıştır, o zaman yapmamışsa başka zaman yapmıştır” düşüncesiyle Çetin Doğan’ı cezaevine göndermek için her türlü yolu mubah görüyorsanız, o zaman sizin istediğiniz şey adalet değil intikamdır. Bunu açıkça kabul edin ki, oynadığınız oyunun kurallarını herkes bilsin.

İlk başta faydalı bir süreç olduğunu düşündüm
Ergenekon operasyonları ilk başladığında ne düşünmüştünüz?
Çoğu insan gibi bazı suçların üstüne ciddiyetle gidildiğini, faydalı bir süreç olduğunu düşünmüştüm. Ancak, birinci iddianameyi okuduğumda, yazılış tarzından ve nelerin kanıt olarak kabul edildiği açısından, büyük hayal kırıklığına uğradığımı hatırlıyorum.

26 Şubat’tan beri ne düşünüyorsunuz?
Yargının işleyişi konusunda şüphelerim maalesef derinleşti. İş yargıya ilk intikal ettiğinde, doğrusu gerçekler nihayet ortaya çıkacak diye sevinmiştik. Ancak, Balyoz belgelerinin gerçek olup olmadığı hiçbir şekilde sorgulanmıyor.
Kimler tarafından verildiği, kaynağın güvenli olup olmadığı, gerisinde bir kasıt yatıp yatmadığı soruları, yanıtları, belgelerin gerçekliğine ışık tutabileceği halde hiç önemli görülmüyor.

Sanıklara verilmiyor
Bir tek savcıların elinde olduğunu bildiğimiz belgeler, soruşturmanın gizliliğini korumak açısından sanıklara gösterilmezken, çarpıtılacak bir şekilde uygun zamanda basına sızdırılıyor.
Savcılar, bu belgelerin sızdırılması suç teşkil ettiği halde tek bir soruşturma açmıyor. Bu süreç için artık sadece aşırı bir gayretkeşlikten bahsetmek mümkün değil. Burada önyargı ve kasıt var.

Sizde ilk etapta en ciddi soru işaretini uyandıran ne oldu? “Benim kayınpederim asla yapmaz” mı, yoksa objektif bir bilgi mi?
Elbette ki, Çetin Doğan’ın cami bombalama veya uçak düşürme gibi eylemlerin içinde olabileceğine hiç inanmadım. Daha sonra Çetin Doğan’ın açıklamalarını ilk kez TV’de izledim ve tatmin edici buldum. İddiaları daha detaylı inceleme fırsatını buldukça da doğrularla yalanların nasıl paketlendiğini daha iyi anladım.

Belgesiz savunma
Elinizde yeterli doküman var mı bu dosyayı anlamak için? Atlantik ötesinden takip etmek zor olmuyor mu?
5 bin sayfalık olduğu söylenen belgeleri Taraf gazetesi ve savcılar dışında kimse görebilmiş değil. Çetin Doğan ve diğerleri hazırlamakla suçlandıkları belgelere erişemeden kendilerini müdafaa etmek ve tutuklu kalmak zorunda bırakılıyorlar. Bu hiçbir hukuk devletinde kabul edilemeyecek bir durum.

Blogda yorumlar neden kapalı?
En başta sitemiz yorumlara açıktı. Ancak, çeşitli siyasi parti ve kurumlara veya bize karşı hakaret ya da kişisel saldırı içeren yorumlarla tek tek uğraşmanın ilk önceliğimiz olmadığına karar verdik.

Blogdan sonra fikirleri değişenler oluyor mu?
Bilemeyeceğim. Ancak, akademik çalışmalarımdan biliyorum ki, doğrular önyargıları hemen olmasa da eninde sonunda devirir.