Şiddeti anlamadan insanı anlayamazsın

Şiddeti anlamadan insanı anlayamazsınBergüzar Korel’in ilk kez tiyatro sahnesine çıktığı Craft Tiyatro yapımı “Kızlar ve Oğlanlar”, izlemesi de oynaması da zorlu bir deneyim olan, etkileyici, demir leblebi gibi bir oyun

“İnsanların en temel özelliklerinden biri şiddet. Şiddeti anlamadan bizi de anlayamaz kimse. İneklerin mesela vahşi bir yaşamları var mı, yok. Eğer biri gelip onları yemeye kalkmıyorsa tabii. Evet, etobur hayvanlar bile -tamam, avlanıyor, kaçıyorlar, kovalıyorlar ama savaşmıyorlar. Birbirlerine işkence yapmıyorlar.”

Sarsıcı bir gerçek değil mi? Biz insan olarak “şiddeti”, “vahşeti” hayvanlara ait özelliklermiş gibi düşünmeye meyilliyiz oysa. Ama insandan daha vahşi, insandan daha ürkütücü bir canlı yaşamıyor doğada. Kendini tehlikede hissetmediği sürece hiçbir hayvan diğerine saldırmıyor ya da yemeyeceği canlıyı öldürmüyor, en vahşisi bile yavrulara karşı bizim kadar acımasız değil. Toplu katliamlar, alıp tüfeği okulları taramalar, canlı bombalar, hepsi pek övündüğümüz insan aklının ürünü. Gözümüzün içine sık sık nemlenen ama hep ışıldayan ve gülümseyen gözlerle bakan genç kadın haklı galiba; “Şiddeti anlamadan bizi de anlayamaz kimse”.

Kader nereye götürürse

Yerde kırmızı bir halı, karşıda gri bir kanepe, bir sehpa, üzerinde dünya haritası çizilmiş ışıklı bir küre. Hani şu okul yıllarında döndürüp döndürüp kendimize gidecek diyarlar seçtiğimiz, maceralar yazdığımız kürelerden. Bize hikâyesinin anlatan kadın da öyle yapmış; sevmediği işinden istifa etmiş, son maaşını ve kredi kartını cebine koymuş, dünya haritasına batırdığı iğne nereyi gösteriyorsa oraya doğru yola çıkmış. Önce Afganistan’a, oradan da “Belki de kaderi o kadar ciddiye almamak lazım” diye düşünerek Paris’e. Kaderini gerçekten değiştirecek olan tanışmaya doğru...

Bir romantik komedi başlangıcı gibi oldu, farkındayım. Aslında biraz da öyle. Kaç kişi rötar yapmış ucuz Easyjet kuyruğunda “hayatını aşkı”yla, müstakbel kocasıyla, çocuklarının babasıyla tanışacak kadar şanslıdır, öyle değil mi? Ama işte ne şanstır, ne değildir ya da romantik komedilerin gerilim hatta korku filmine dönüşme ihtimali düşük müdür sizce?

Şiddeti anlamadan insanı anlayamazsın

Bizim kahramanımız, tam da hayatının her alanında dibe vurduğu bir anda buluyor aşkı. Tamam, hararetli ve inişli çıkışlı bir aşk ama aşk da nasıl olur ki? Sonra işler iyiye gitmeye başlıyor onun için. “Uygulayıcı yapımcı asistanının yardımcısı” olmak için girdiği mülakattan işi kapmış olarak çıkıyor ve televizyonculuk kariyerinde hızla yükseliyor. Biri kız biri oğlan iki de harika çocuğu oluyor. Her şey yolunda... Ya da gerçekten öyle mi?

Daha fazlasını anlatarak seyir keyfinizi kaçıracak değilim, çünkü hakikaten her anıyla şaşırtıcı, zaman zaman şok edici, güldürücü, ağlatıcı, bütünüyle de iz bırakan bir deneyimi kimseden esirgemek istemem. Onun için geçiyorum oyunla ilgili diğer bilgilere. İrlandalı yazar Dennis Kelly’nin Royal Court’ta Carey Mulligan’ın performansıyla büyük ses getiren oyunu “Kızlar ve Oğlanlar” (Girls and Boys), bu ay Craft Tiyatro’da İbrahim Çiçek’in rejisiyle seyirciyle buluştu.

Erkek-şiddet ilişkisi

Dennis Kelly, oyunda insan-şiddet ilişkisini pek çok yönüyle ele almış. Özellikle erkeklerin şiddete olan eğilimine çevirmiş odağını. Daha çocukluktan itibaren Leanne “mimarcılık” oynayıp gökdelenler inşa ederken, Danny intihar bombacısı olup ablasının gökdelenini havaya uçurmayı tercih ediyor mesela. Leanne seramikten dinozora benzeyen tavuklar yapıyor, Danny onu parçalara ayırıp “Şimdi daha çok tavuk oldu” diye eğleniyor. Kız çocuğu ‘yapıyor’ erkek kardeşi ‘yıkıyor’ özetle.

Çok etkileyici bir sözü var kadının: “Biz bu toplumu erkekleri durdurmak için yarattık”. Ve bu her anı büyük bir kıvraklık isteyen, kâh seyirciye hikâyeyi anlatıp kâh görmediğimiz çocuklarıyla sohbet eden, oynayan, onları azarlayan ya da kucağına alıp uyutan anneyi Bergüzar Korel oynuyor.Şimdi itiraf etmem gerekir ki Bergüzar Korel’in konservatuvar eğitimli bir oyuncu da olsa, ekranda kendisini defalarca kanıtlamış da olsa, sahneye ilk adımını tek kişilik bir oyunla atmasını büyük cesaret olarak görmüş ve cebimde önyargılarımla gitmiştim. Oyunu izledikten sonra Korel’in cesaretinin sandığımdan da büyük olduğunu gördüm, çünkü izlemesi gibi oynaması da çok zor, demir leblebi gibi bir metin bu. Fakat önyargılarım da beni biraz mahcup etti çünkü özellikle belli bir yerden sonra karakterin yaşadığı duygu değişimleriyle seyirciyi alıp sürükleyen, bu zor işin altından hakkıyla kalkan, çok etkileyici bir oyuncu izledim. Bergüzar Korel karakter için doğru bir seçim olmuş, doğal ışığıyla, sıcak bakışlarıyla çok da yakışıyor sahneye, bu kadar beklemiş olması yazık.

Sade bir yorum

Hira Tekindor’un akıcı ve sade çevirisi sayesinde bir an bile “Olay İngiltere’de geçiyor” duygusuna kapılmıyorsunuz. İbrahim Çiçek, gereksiz süsten püsten arınmış, sade bir yorumla taşımış oyunu sahneye. Sona yaklaşırken bütün detayların buluşup bütünü tamamladığını fark ediyorsunuz. Sahnedeki siyah cam küplerin içindeki objeler, fondaki balonlar arasında seçilen figürler zamanla farklı anlamlar kazanıyor. Sahne ve ışık tasarımında yaratıcı tasarımcı Kerem Çetinel’in imzası kendisini fark ettiriyor gene.

“Kızlar ve Oğlanlar” sarsıcı bir oyun. Uzun süre yakanızı bırakmayan, durup durup kendisini hatırlatan bir oyun. Hele bugün, bu çağda, bu ülkede, bu insan evladına söyleyecek o kadar sert ve yine de şefkatli ve umut dolu sözleri var ki...

“Kızlar ve Oğlanlar” Craft

Yazan: Dennis Kelly /

Yöneten: İbrahim Çiçek /

Çeviren: Hira Tekindor /

Yardımcı yönetmenler: Güven Murat Akpınar, Meltem Ceylan /

Dekor & Işık: Kerem Çetinel /

Müzik: Ömer Sarıgedik /

Fotoğraf: Şevval Balkan /

Mekân yönetimi: Şevval Çakır /

Proje asistanı: Ali Emir /

Oynayan: Bergüzar Korel